veysel karani

veysel karani

veysel karani 2. bölüm ikinci cd

Veysel Karani Hz. :

Baykan İlçesi’nin en önemli özelliği, büyük zatlardan olan Hz. Veysel Karani’nin türbesinin İlçe’nin 8 Km. güneybatısında bulunan Ziyaret Beldesi’nde bulunmasıdır. Türbenin burada olması nedeniyle binlerce insan İlçe’ye akın etmekte ve İlçe’yi canlandırmaktadır.
Türbesinin İlçe’de olması nedeniyle burayı önemli bir ziyaret merkezi haline getiren Hz. Veysel Karani’nin 555-560 yılları arasında doğduğu tahmin edilmektedir. Doğum yeri Yemen’in Karen Köyü’dür. Soyu Yemen Kabilelerinden Muradoğulları’ndan gelmektedir. Babasının ismi Amir’dir. Kendisinin asıl ismi Üveys Bin Amir-i Karenî’dir.  Karen Köyü’nün bir mutlu seherinde dünyaya
gelen küçük Üveys, Muradoğulları’ndan Amir’in mütevazı evini mutlulukla doldurur. Dört yaşında iken babası vefat eder. O, annesinin başka kimsesi bulunmadığından bin bir güçlükle herhangi bir tahsil görmeden, semavi dinlere ve kitaplara ait herhangi bir bilgisi olmadan büyür.
Üveys büyüdükçe kendisinde doğuştan mevcut olan “Tek Tanrı’ya İnanç” hissi de gelişir. O’nu kimse anlamaz, söylediklerine güler, alay ederler. Kendisini anlayan, dinleyen, derdine ortak olan tek insan annesi idi.
Gönlü ulvi hislerle kaynaşan ve artık çalışıp annesine bakabilecek çağa gelen genç Üveys, bir iş aramaya koyulur. Sonunda kendisine en uygun işi seçer. Kendisiyle alay eden, kendisini anlamayan insanlardan uzaklaşmak ve endi iç dünyasıyla başbaşa kalabilmek için deve çobanlığı yapmaya başlar.
Hz. Veysel Karani deve çobanlığı yapmaya başlayınca ihtiyar ve hasta annesi olmasa deve otlattığı sakin vadilerden Karen’e inmeyi hiç istememektedir. Kendi uzletgahında Allah ile başbaşa kalmaktan bir an olsun ayrılmak istememektedir. Artık Hz. Veysel Karani’nin ufku öyle geniş, aydınlık, gönlü öyle duyarlıdır ki, her an bir kurtarıcının haberini beklemektedir.
Ve beklediği kutlu haber çok geçmeden kendisine ulaşır. Bu haber Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed’in zuhur ettiği ve insanları “Hak Din’e” davet ettiği haberidir. Hz. Veysel Karani bf haberi duyunca hiç kimsenin irşad ve teşviki olmadan Müslüman olur, İslam’a ve Hz. Muhammed’e gönülden bağlanır. Annesine de Kelime-i Tevhid’i bizzat kendisi öğretir.
Hz. Veysel Karani Müslüman olunca yüce peygamberin nurlu yüzünü görebilmek aşkıyla yanar tutuşur. Hz. Veysel Karani, Allah Resulü’nü görme arzusunu birkaç defa pek sevdiği annesine açarsa da, çok ihtiyar ve âmâ (kör) olan annesi, kendisine bakacak kimse olmadığından izin vermez. Hz. Veysel Karani’nin yaşı kırk’ın üzerine gelir. Oğlunun gönlünde patlayan yanardağları çok iyi hisseden anne, çaresiz “Ancak Medine’ye gidip hemen gelmek, Hz. Peygamber’i orada bulamayacak olursa teşriflerini beklemeden dönmek.” Şartıyla kendisine izin verir.
Gönlü Allah aşkıyla, Peygamber muhabbetiyle dolu olan Hz. Veysel Karani, izin alınca durmaz ve Medine yollarına koyulur. Issız vadiler, dağlar, tepeler, kızgın çölleri aşar ve Peygamber beldesi Medine’ye ulaşır. Hz. Peygamber’in evine giden Hz. Veysel Karani, Peygamberimizi evde bulamaz. Peygamber Efendimiz o sırada Tebük Seferi’ndedir. Peygamberimizi bulamayınca çok üzülür. Hz. Veysel Karani, annesine verdiği sözü hatırlar. Hz. Aişe (R.A.)’ye “- Kainatın efendisine selamımı söyleyiniz. Cennet sabahlarını andıran mübarek yüzlerini doya doya görmek isterdim. Lütfen, içimin aşk-ı Muhammed’i (S.A.V.) ile yandığını, gönlümün bitmez niyazını bildiriniz.” Diyerek ayrılır ve tekrar Yemen yolunu tutar.
Peygamber Efendimiz seferden dönünce Hz. Aişe’ye şöyle hitap ettiler:
“- Ya Aişe, evimize hangi ulu kişi geldi? Bu Rahmani kokular, bu İlahi lezzet nedir?
Ey Allah’ın Resulü; Yemen Oymağı’ndan Karen Köyü’nden Üveys adında bir zat sizi ziyarete geldi. Mukaddes Cemâlinizin bağrı yanık aşıklarındanmış. Zat-ı âlinizi bulamayınca çok üzgün bir halde ayrıldı. İşte o adam gittikten sonra evin içinde bu ulvi kokuları hissettim.

  • Ya Aişe, sen o zatı gördün mü?
  • Evet ey Allah’ın Resulü. Sağ gözümün ucu ile baktım.
  • Öyleyse o gözünü bende ziyaret edeyim. Görüşün ve gördüğün mübarek olsun.”

Bir müddet sonra Mescid-i Nebevi’ye geçen Resulullah, Sahabelerine seslendiler;
“ – Müjdeler olsun, Üveys’i gören gözü ziyaret ettim, gelin siz de benim gözümü ziyaret edin.
Ve buyurdular; “Bana Yemen tarafından rahmani kokular geliyor. Şüphesiz tabii’nin en hayırlısı Üveys’tir.”
Resulullah son hastalıklarında Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Aişe’ye vasiyet buyurdular :
“ Benden sonra arkamdaki hırkamı, Üveys’e veriniz.”
Yine Resulullah buyurdular :“Benim ümmetimde Üveys adında bir kişi vardır. Kıyamet gününde Rebia ve Mudar Kabileleri’nin koyunları tüyü sayısınca günahlı kişilere şefaat edecektir.”

Resulullah’ı göremeden tekrar Karen’e dönen Hz. Veysel Karani yine deve çobanlığı yapmaya devam eder. Yine Karen halkı ona divane gözüyle bakar ve O’nunla alay ederlerdi. O yine herkesten uzak kendi uzletgah’ında ibadetleriyle meşgul olur, gönlü Allah aşkı, Peygamber sevgisiyle dolar taşardı.
Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ali ve Hz. Ömen Üzeys Hz.’ni bulur ve Peygamberimizin vasiyeti üzerine Hırka-i Şerifi Hz. Veysel Kanani’ye verirler. Peygamberimizin hırkasının Hz. Veysel Karani’ye verilmesinden sonra ve Peygamberimizin O’nun hakkındaki övgülerinin duyulmasından sonra Hz. Veysel Karani’nin gözünde değeri artar, herkes ona hürmet eder.
Annesi vefat etmiş bulunan Hz. Veysel Karani’nin yüceliği bu hadiseden sonra Karen’de bilindiği ve kendilerine olan hürmet arttığı için köyden ayrılırlar. Kûye’ye giderler.
Hz. Veysel Karani’nin Kûye ve Basra taraflarındaki hayatı da eskisi gibi yine ıssız vadilerde, tabiatın kucağında ve kendi uzletgahında Hakk’a niyazla geçmektedir.
Hz. ali’nin halifeliği sırasında iki Müslüman grup arasında çıkan Sıffin Savaşı’nın hazırlıkları esnasında Hz. Ali tarafında, safında savaşa katılması ricasıyla Medine’ye davat edilirler. Memnuniyetle bu davete icap eden Hz. Veysel Karani hemen Medine’ye hareket ederler, daha sonra da Hz. Ali’nin yanında Sıffin Savaşı’na katılırlar.
Sıffin Savaşı esnasında Veysel Karani’de yaralanarak, Hicret’in 37. Senesinde (Miladi 657) Şevval ayının 18. günü Fırat Nehri kenarında savaş meydanında şehit olur.
Sıffin Savaşı’nda şehitlerin büyük çoğunluğu savaşın olduğu yerde toprağa verildi. Şehitlerini memleketlerine götürmek isteyenler için tabutlar yaptırıldı. Şehitlerin içinde Hz. Veysel Karani’de vardı. Mübarek naaşı için üç ayrı kabile toplanmış ve sahip çıkmışlardır. Şehit birdi, ancak sahipleri üçtü. Saatlerce tartıştılar. Ne var ki, hiçbir kabile diğerini tatmin edip inandıramadı. Sonunda iş Hz. Ali’ye ulaşınca O, olayı islami açıdan anlatmaya çalıştı. Hz. Veysel Karani’nin köken itibariyle Yemen’li olduğunu ve Yemenlilere verilmesi gerektiğini belirtti. Ancak, diğer iki kabile bu teklife razı olmadılar. Hz. Ali kur’a çekme teklifinde bulundu ise de buna da razı olmadılar. Bunun üzerine Hz. Ali “Peki, dedi… Veysel Karani’nin mübarek naaşını ben korumaya alıyorum… Yarın görüşürüz.” dedi ve her üç kabile başkanları dağıldılar. Hz. Veysel Karani son kerametini gösterdi ve sabah kalktıklarında her üç kabilenin tabutlarında da göründü. Her kabile birbirinden habersiz naaşın kendilerine verildiğini zannederek sessizce naaşı alarak, biri Yemen yolunu, biri Şam yolunu, biri de Bitlis yolunu tuttu.
Allah aşkının potasında eriyen Veysel Karani Hz.’nin kerameti böylece yeni olayların çıkmasını önler. Rivayetler O’nun şahadetini ve kerametini böyle anlatır. Ancak, her şeyi bilen yüce Allah’tır. O’nun defni ve mezarıyla ilgili anlatılanlar birer rivayete dayanır. Nereye ve nasıl defnedildiği konusunda kesin bir bilgi yoktur. Nerede olduğunu ancak yüce Allah bilir.

Keşifleri :

Kahveyi bulan o’dur.
Üveys bir gün develeri otlatırken buruşuk meyvelerden birisini ısırdı. Acıydı. “ Allah (c.c) her bir nimeti fayda için yaratmıştır.” Diyerek acı bulduğu o meyvelerden birazını ateşin üzerine attı, kavurdu, çiğnedi acılıkları kalmamıştı. Bir saat sonra Üveys’in aklı içi bir olmuştu. Daha sonra iyi düşünmeye, kendisine güvenmeye başlamıştı. Üveys derhal yakışan ismi söyledi. “Madem ki yiyeni keyiflendiriyor (keyfe) olmalıdır.” Dedi. Günümüzde Keyfe adı kahve olarak anılmaktadır.

Hz. Veysel Karani’nin İlmi Yönü :

Hz. Veysel Karani, dünyanın batıl inançlarla karanlık içinde yüzdüğü bir dönemde, İslam’ın doğuşundan önce Yemen’in Karen Köyü’nde bu aleme gözlerini açan bir velidir. Hem de velilerin öncüsüdür. Doğuşunda gönlünü ışıklandıran tek Allah inancı daha çocukluk yıllarında başlamış, olgunluk çağına geldiğinde bu inanca Peygamber sevgisi eklenince, iç aleminde dış alemleri görür pencereler açılmıştır. Okul görmediği, bir harf bilmediği halde yüce Allah ona gayb alemlerini açmıştı. Hiçbir öğretmene gerek duymadan gizli hazinelerini öğrenmek ve görmek mutluluğunu bağışlamıştır.
O’nun zengin gönül ikliminde sürekli olarak Allah’a ve yüce Peygamberine sevgi çiçekleri yeşermişti. Hz. Peygamber daha dünyayı aydınlatmadan yıllar önce tek tanrı görüşüne ve peygamberin geleceğine inanmış olması, O’nun erdem dolu niteliklerinin en üstünüydü.
Alemler serdarı Hz. Peygamberi dünya gözüyle görmeden O’na aşık olmuştu. O’nu görebilmek iştiyakıyla doluydu. Ne var ki, gönül gözüyle her zaman gördüğü Hz. Peygamberi dünya gözüyle görememiştir.
Hz. Peygamberin ” Cennet anaların ayakları altındadır.” Hadisi ile buyurduğu anne sevgisinin kutsallığını, yatalak annesine bir ömür boyu gösterdiği üstün hizmet ve ilgisiyle, insanoğluna en güzel örneği hiç kuşkusuz Veysel Karani Hz. vermiştir.
Hz. Veysel Karani’nin tabii’nin en ulusu olduğu, Allah ve Resulü nezdinde çok sevilen bir kişi olduğu, gerek Peygamber efendimizin hadislerinden, gerekse İslam alimlerinin ortak yorumlarından anlaşılır.
Veysel karani Hz.’nin hayatı, derinliklerine erişilmeyen bir ummandır. Bütün yaşamını deve çobanı yanında ibadet ve itaatle sürdürmüştür.

Allah’ın bahşettiği eşsiz yüceliği de Peygamberin hırkasının kendisine verilmesinden sonra anlaşılabilmiştir. Böylece o güne kadar deli divane olarak görülen Veysel Karani Hz. halkın gözünde kutsallaşmış, gönüllerde layık olduğu altın tahta oturmuştur.
Allah’ın velileri her zaman insanların gönlünde taht kurmuştur. Onları her toplum kendilerine mal etmek istemiştir. Sahip çıkmışlardır. Kendileri tek olduğu halde Anadolu’muzun birçok yerinde makamları bulunmaktadır.
Hz. Peygamber bir hadisinde;
“ Beni ziyaret etmek imkanına erişemediğinizde, kardeşim Veysel Karani’yi–Makamını-ziyaret ediniz.” buyurmuştur.
Velilerin öncüzü Veysel Karani Hz.’ne izafe edilen ve İslam devletlerinin topraklarına kubbeler yapılarak serpilmiş bulunan makamların en önemlilerinden biri hiç kuşkusuz Baykan İlçesi sınırları içindeki bu kutsal makamdır.
Siirt, Baykan İlçesi’ndeki Veysel Karani Hz. makamı, en çok ziyaret edilen makamların başında gelir. Yıllık ziyaretçi adedi yüzbinleri aşar. Burada Veysel Karani Hz. huzurunda eller duaya kalkar, dilekler tutulur, kurbanlar kesilir.
Veysel Karani Hz.’ne ait külliyenin temeli Selçuklular Dönemi’nde atılmış, ilk olarak ta Veysel Karani Türbesi yapılmıştır. Daha sonra 1967’de onarım görmüştür.
Veysel Karani Külliyesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün girişimleriyle 1974 yılından itibaren çok daha bakımlı bir görünüme kavuşmuştur. 1982 yılında avlu düzenlenmesinden sonra, 1983’te kesimhane binaları, daha sonra da otel ve konukevi binaları devreye sokulmuştur.

gora g.o.r.a arog

gora filmi arog

gora 2. cd

G.O.R.A., senaryosunu Cem Yılmaz’ın yazdığı, yönetmenliğini Ömer Faruk Sorak’ın yaptığı bir bilim kurgu, komedi filmidir. Türk sinemasında en pahalı yapımlardan olan filmi 4 milyona yakın kişi izlemiştir

’nun turistik kentlerinden birinde tüccarlık yapan Arif (Cem Yılmaz) uzaylılar tarafından kaçırılarak G.O.R.A. isimli gezegene götürülür. Arif, gezegende tutsakken, gezegeni bir alevtopundan kurtarır ve bu sırada Ceku (Özge Özberk) isimli prensesle tanışır. Bütün bunlar olurken, G.O.R.A. gezegeninin kötü kalpli komutanı Logar, Ceku ile evlenerek gezegenin yönetimin ele geçirmek istemektedir. Arif bunu öğrenir ve gezegenden kaçarken Ceku’yu da yanında götürmek ister, fakat bunun için Komutan Logar’a karşı mücadele vermesi gerekmektedir.

Uyarı sonu.

Oyuncular

  • Cem Yılmaz- Arif, Logar, Erşan Kuneri, Komutan Kubar
  • Rasim Öztekin- Faruk
  • Özkan Uğur- Garavel, Anonsçu
  • Şafak Sezer- Kuna
  • Özge Özberk- Ceku
  • Ozan Güven- Robot 216
  • Engin Günaydın- Editör
  • İdil Fırat- Mulu
  • Erdal Tosun- Rendroy
  • Cezmi Baskın- Amir toça

Ek bilgi

Film boyunca Cem Yılmaz dört ayrı karakteri canlandırmaktadır. Ana karakter Arif ve filmin kötü adamı Logar’ın yanı sıra Yılmaz, “Erşan Kuneri” ile “Komutan Kubar” isimli karakterlerin rollerinde yer almıştır. Film için Antalya’da yaklaşık 8 bin metrekarelik bir alanda 24 ayrı set kurulmuştur. Filmin yapımcılığı, Uzan Ailesi’ne ait olan TürkFilmi adlı şirket ile Ömer Faruk Sorak tarafından üstlenildi. Ancak Uzan Ailesi’nin bankalarına devlet el koyunca, film de TMSF kontrolüne geçti. Vizyona girişi geciken filmi, BKM, Yılmaz aracılığıyla satın alarak yayımlayabildi.

sivas da buyuk olay

sivas olayı yormsuz sizce kim haklı halkmı yoksa ataistlermi

Island of Lost Souls De Fortabte Sjaeles part2

Island of Lost Souls De Fortabte Sjaeles part2 kayıp sırlar adası 2 . bölüm ikinci cd

Kayip Sirlar Adasi

Kayıp Sırlar Adası
Island of Lost Souls De Fortabte Sjaeles
KONU:
Lulu, annesi ve erkek kardeşi ile yaşayan 14 yaşlarında bir kız çocuğudur. Ailece küçük bir kasabaya yerleştiklerinden bir süre sonra kardeşine gizemli bir yıldırım çarpar, bu beyaz ışık aslında 19. yüzyılda yaşamış Herman Hartmann’ın ruhudur.

Lulu, Herman’ın ruhunun kardeşini esir aldığını farkeder ve birlikte hummalı bir maceranın içine dalarlar.

Kayıp Sırlar Adası, Harry Potter’ı andıran ve ilk kez bu kadar efekt kullanan bir Danimarka yapımı olarak göze çarpıyor. Çocuk filmi gibi görünse de, birçok yaştan seyirci çekeceği muhakkak.

Neseli Dalgalar

Neşeli Dalgalar  neşelidalgalar

KONU:
Büyük okyanusların ve buzulların sevimli ev sahipleri penguenlerin sörf sporunun ilk yaratıcıları oldukları düşünülürse Penguenler Arası Dünya Sörf Şampiyonası’nın ne kadar heyecanlı geçeceğini tahmin edebiliriz.

Büyük dalgaların arasında, son derece heyecanlı, tehlikeli ve risk dolu bu yarışmanın arka planında yaşanan komik ve macera dolu olayları keşfetmeye hazır mısınız?

Oyuncak Hikayesi 2′nin yönetmen ve senaristi olarak tanıdığımız Ash Brannon ve Tarzan’ın yönetmenliğini yapan Chris Buck’ın yönetmen koltuğunda olduğu Surf’s Up, sizleri hem sevimli penguenlerin dünyasına hem de heyecanlı bir yarışmaya davet ediyor!

ilk ask

İlk Aşk Dandelion film izle indir full
“İlk Aşk”, iletişimin uzun sessizlikler aracılığıyla kurulduğu, sevginin es geçildiği bir topluluğa ayak uydurmaya çalışan Mason‘ın, kasabaya yeni taşınan Danny, ile tanışmasıyla kasvetli hayatının kurtuluşunu aşkta bulmasını konu alıyor.
Annesiyle birlikte yeni bir hayata başlamak üzere kasabaya gelen Danny, kısa süreli rastlaşmaların ardından Mason ile yakınlaşır. Günlük hayattaki açmazlardan, kendisini çevrelemiş uçsuz bucaksız doğayla vakit geçirerek kaçınmaya çalışan Mason, samimiyeti ve güzelliğinden etkilendiği Danny sayesinde zihnini sıkıntılarından soyutlamaya çalışır. Ne var ki, katı kuralları ve işi arasında gidip gelen babasının vurdumduymazlığı, kocası ile arasındaki iletişimsizliğinin çaresini alkol ve haplarda bulmaya çalışan annesi, savaşın üzerinde bıraktığı izlerin içinde yaşadığı gerçeklik ile tek bağı olan büyükbabası, Mason‘ın duygularında gelgitlere neden olur.

Beyaz Melek beyazmelek

Beyaz Melek beyazmelek izle indir

Senaryo & Yönetmen
Mahsun Kırmızıgül

Oyuncular
Erol Günaydın (Komutan Vahit)
Gazanfer Özcan (Palyaço)
Nejat Uygur (Gazi Cemal)
Toron Karaca (Yorgo)
Cihat Tamer (Tayyar Müdür)
Yıldız Kenter (Melek)
Ali Sürmeli (Muhtar)
Arif Erkin (Ahmet)
Salih Kalyon (Hacı Murat)
Cezmi Baskın (Sabri )
Mahsun Kırmızıgül (Ali)
Sarp Apak (Reşat)
Necmi Yapıcı (Ömer)
Yavuz Bingöl (Hıdır)
Zeynep Tokuş (Nazlı)

Yapımcılığını Murat Tokat ve A. Levent Öngör‘ün üstlendiği senaryosunu kaleme alan Mahsun Kırmızıgül‘ün aynı zamanda yönettiği ve rol aldığı “Beyaz Melek” bir aşkın öyküsüdür. Bu aşk öyküsü, iki insanın birbirine duyduğu aşk değil bir grup insanın hayata ve birbirlerine duyduğu aşk ve sevgidir.

Filmde Doğu‘dan Batı‘ya, mekteplisinden okul görmemişine, şehirlisinden köylüsüne, gencinden yaşlısına herkesin yaşayıp etkileneceği sevginin her türlü motifi hem duygusal, hem de esprili bir dille anlatılıyor. Kalplerimizi ısıtan tüm anlar ve bizi biz yapan tüm değerlerimiz belki de daha önce hiç düşünmediğimiz şekilde “Beyaz Melek” de seyirciyle buluşuyor. Ve “Beyaz Melek” diyor ki: “Sevgi, insanoğlunun asla yarına ertelenmeyecek en büyük ve en görkemli eylemidir.”

KONU: Ali ve Reşat, beyin kanseri olan babaları Ahmet‘i kemoterapi görmesi için İstanbul‘a getirmiştir. Ahmet ağır tedaviye daha fazla katlanmak istemediğinden hastaneden kaçar. Oğulları peşine düşer ancak Ahmet onlardan kaçmayı başarır. Kaçarken kendini bir huzurevinde bulur. Huzurevi sakinleri, Ahmet‘in çocukları tarafından terk edildiğini sandıkları için orada kalması konusunda ısrar ederler. Zorlukla konuşabilen Ahmet durumu kabullenir. Ali ve Reşat, Ahmet‘i huzurevinde bulurlar. Ama mutlu göründüğü için bir süre orada kalmasına ses çıkarmazlar. Babalarının son günlerini mutlu geçirmesi, belki hiç işe yaramayacak ama çok acı verebilecek bir tedaviden daha önemlidir. Huzurevi sakinlerinin her birinin kendi hikayeleri ve dramları vardır. Ahmet bunları öğrendikçe onlara daha yakınlaşıp her birini tek tek çok sever.

Ahmet‘in misafir olduğu günün hemen ertesinde huzurevi sakinlerinden Yaşar Hoca ve Nebahat evleneceklerdir. Bu insanları çabucak benimseyen Ahmet düğün masraflarını karşılamak ister. Elbirliğiyle güzel bir düğün yaparlar. Bununla yetinmeyen Ahmet, çiçeği burnunda çifti balayı için Diyarbakır‘daki köyüne davet eder. Üstelik diğer huzurevi sakinleri de bu geziye davetlidir. Belki geriye kalan yıllarında böyle bir fırsatı bir daha yakalayamayacak olan bu yaşlı insanlar, teklifi coşkuyla kabul ederler. Hep beraber kiraladıkları bir minibüsle yola çıkarlar. Ancak yolculukları hiç sakin geçmez. Onlar için asıl macera bu yolculukla birlikte başlayacaktır.

Atalarımızın Bayrakları

Atalarımızın Bayrakları

Flags of Our Fathers
KONU:
İkinci Dünya Savaşı’nın son dönemleri… Amerikan askerleri, Japon’ların kontrolündeki Iwo Jima Adası’nı ele geçirmektedirler. Çok kanlı geçen çıkartmanın ardından, beş Amerikan askeri, adadaki dağın zirvesine çıkarak zafer simgesi olarak Amerikan bayrağını dikerler. Kahraman ilan edilen bu askerlerin savaştan sonra evlerine döndüklerinde yaşadıkları çelişkili durumlar üzerinde duran film, gerçekler ile içi boş kahramanlıkların arasındaki farkı anlatmayı amaçlıyor.

Amerika tarafından ele geçirilen bu adanın daha sonra atılacak atom bombasının kullanılması için de önemli bir stratejik merkez olmuş olduğunu ekleyelim.

Bu savaştan sağ kurtulan askerlerden bir olan James Bradley’in anılarından yola çıkılarak yazılan aynı adlı romandan uyarlanan filmde, Clint Eastwood, amacının bir tarafı tamamen ‘iyi’ ya da tamamen ‘kötü’ olarak göstermeden, gerçek kahramanların aslında yitip gidenler olduğunu anlatmaya çalıştığını belirtiyor. Eastwood’un olaya bir de Japonlar açısından bakabilmek için eş zamanlı olarak Letters from Iwo Jima’yı da çektiğini belirtelim.

Şeytan Tohumu part 2

şeytan tohumu 2. cd ikinci bölüm

Yeni yazılar » · « Daha eski yazılar